• 4/5/2008 - Candan Erçetin ve Anıtkabir
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    Candan Erçetin ve Anıtkabir


     

    04 mayıs tarihli Hürriyet gazetesini okurken bi habere çok takıldım.http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8852523.asp?m=1

    Türkiye’de hep vardır kavram kargaşası. Toplumun büyük bir kesimine hitap eden insanlara büyük bir sorumluluk düşmektedir.
    Candan Erçetin’in de toplumun büyük bir kesimine hitap etme gücü vardır. Bazen bu TRT televizyonunda program yaparak, bazen de Anıtkabir’e giderek ve özel deftere yazarak da olmaktadır. Candan Erçetin’e görev düşmektedir. Toplumu aydınlatmalıdır.
    Barışçı ve hoşgörülü bir yapısı da vardır. Bunu, belki de Türk- Yunan ilişkilerinin düzeltilmesi ve iki toplumun kardeşçe yaşayabilmesi için çıkarttığı “Aman Doktor” albümündeki şarkıları Yunanca söyleyebilmek için Yunancayı öğrenmesinden de anlayabiliriz. Bu kötü bir davranış değildir. Her ne kadar dedelerimiz topraklarımızı işgalden kurtarmak için Atatürk önderliğinde Yunanlılarla savaşmış ise de bu durumun iki toplumun sonsuza kadar kavgalı olmasını gerektirmez. Doğrudur.


    Candan Erçetin 10 Şubat 1963'te Makedonya göçmeni bir ailenin bir ferdi olarak Kırklareli'nde doğmuştur. Yunanlılara karşı çok hassastır. Yunanlılar, bizim hemen tanıdığımız Makedonya’yı, tarihten gelen sıkıntılarından dolayı tanımamakta , zorluk çıkartmakta ve siyasal fesatlık yapmakta olsalar bile Candan Erçetin’in düşman olması anlamsızdır. Bu da doğrudur. Candan Erçetin Kelimenin tam anlamı ile AZİZ bir insan olmalıdır. Arapçadan dilimize geçmiş bu kelimeyi açıklamak gerekebilir kavram kargaşası olmaması için .(Aziz: 1. Sevgide üstün tutulan , 2. Ermiş ,eren TDK ) Bunu hıristiyanlar için kullanılan Aziz ve Azizelerle karıştırmamak gerekir mi?.


    “Candan Erçetin 11 yaşında İstanbul'a gitti ve burs sınavı'na katıldı ve Galatasaray Lisesi'ni kazandı. Hatta 11 yaşında ailesini terk etti. 1989'lu yıllarda Fransız Chanson'u ile tanıştı.1978'de İstanbul Belediyesi Şan okulu'na gitti ve şan dersleri aldı . http://tr.wikipedia.org/wiki/Candan_Erçetin


    Şu anda ise Galatasaraylılar Derneği Başkanıdır.

    Galatasaraylılar derneğinin resmi sitesinde tarihçe bölümünü okumanızı tavsiye ederim. http://www.gscemiyet.org.tr/Cemiyet.aspx?Sayfa=gulbaba
    Dikkat: Gülbaba bilgi sayfası değildir. Galatasaraylılar Derneğinin Tarihçe sayfasının linkidir. Neyse bu sayfada şöyle bir ifade bulunmaktadır. Yazılış şekli hoş olduğu için aktarmakta sıkıntı çekebilirdim. Resim olarak aldım.

    Hayda! Oldu mu şimdi. Tam konuyu bir yere bağlamak için uğraşırken bir de “ Enderun” tabiri çıktı. Yine sözlüğe bakalım.
    “II. Murad zamanında kurulup, zamanla çeşitli değişikliklere uğramakla beraber Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren bir saray okuludur. Hristiyan ailelerden devşirilen çocukların zekî ve gösterişlileri saraya alınarak özel bir şekilde yetiştirilirlerdi” http://tr.wikipedia.org/wiki/Enderun


    Atatürk’ün Galatasaray lisesini ziyareti 1930 yılına denk gelir. Enderun saray okulları ise 1908 yılında sona erdiyse bu Galatasaraylılar Derneği yöneticilerinin bu yorumu ne anlatmaktadır. Fesatça bir düşünce olarak , “Biz hala hükümetlerin politikalarını yönlendiren veya yönlendirmeye çalışan Enderunlarız”. 1908 yılında faaliyetlerimiz sona ermedi. Bu çok fesatça oldu.
    Geçelim.


    Atatürk, ölümünden sonra kabrinin birilerinin medet umacağı bir yer haline geleceğini kestirse Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Der miydi . DERDİ.


    Atatürk Büyük insanmış. Candan Erçetin’in hitabıyla Aziz miydi bilemiyorum ancak gerçekten büyük insanmış.
    Bunu geçmeyelim, bir yere not edelim.


    Atatürk büyük insandı dedik , boşa demedik. Eskiden var olan okullar arası uçurumları önlemek ve memleketin her köşesindeki vatan evlatlarının aynı eğitimi alabilmesi için bir de kanun çıkarmış. Tevhid-i Tedrisat Kanunu(Öğretim Birliği). Bu şu anlam ifade etmelidir. Herkesin eşit olduğu bir Cumhuriyette herkes aynı eğitimi alma şansına sahip olmalıdır ve bitirdiği okullardan dolayı herhangi bir ayrıma gidilmemelidir. Sivil toplum örgütleri tabikî ki olmalı ve olacaktır. Fakat bu toplum içinde ayırt edici bir özellik olarak kullanılmaya başlandığı zaman isyanım bunadır. Her ne kadar derneklerin ayırt edici bir kavramı içerisinde gizli olarak barındırmasına rağmen geçmişle ilgili ayırt edici anlayışına ve kullanılmasına karşıyım. Galatasaraylılar derneğinin tüzüğünde g. Galatasaray Lisesi’ni kalkındırmak, eğitim ve öğretim düzeyini yükseltmek için gerekli her türlü etkinlik ve girişimlerde bulunmak ve bu amaçla kurulan diğer Galatasaraylı kuruluşlara yardımcı olmak, belirtilmiş ayrıca MADDE 5- SİYASET YASAĞI:
    Dernek, herhangi bir siyasi kuruluşa bağlı olamayacağı gibi, hiçbir şekilde, siyasetle uğraşamaz. Ayrıca üyeler de, Dernek içinde, hiçbir şekilde siyasi faaliyette bulunamazlar
    .  ya bir de siyasetle uğraşsalardı.

    Allah Korusun!
    Geçelim;


    Türk toplumunda bir hastalık var. Herhangi bir insanla olan ilişkisinde karşı tarafın beğenmediği tutum ve davranışları yüzüne söylemek varken başka yerlerde söyleme hastalığı. Genelde siyesetçiler çok yapar. Adam Çin’e gider diğer bir parti lideri hakkında atar, tutar. Ya da miting meydanlarında başkasını halka şikayet eder, yüzüne söyleyemez  falan filan , hatta aşarlar , ölmüş birine şikayet ederler. Ancak Atatürkün dediği gibi “Ölülerden medet ummak, şindir.”

     

    LÜTFENLER:
    1. Lütfen: Türk Bayrağını protestoların ve kanunsuz eylemlerin koruyucusu haline getirmeyin. Gecekondunuz yıkılırken, haklıysanız kendiniz mücadele edin . Çocuklardan ve bayrağımızdan medet ummayın.
    2. Lütfen: Anıtkabirin bir mezar yeri olduğunu unutmayalım. Neye inanıyorsanız, inanın. İnancınız çerçevesinde ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın. Ateistseniz zaten sorun yok.
    3. Lütfen: Sorunlarınızı yaşayan insanlar ile çözün.
    4. Son, Lütfen: Benim bu yazımı okuyup beğenmeyenler ; Şikayetlerini yorumlar kısmına yazın; Bunun için anıtkabire gitmeye gerek yok.

    MERAKLARIM:

    1. Bahse konu derneğin adı: Galatasaraylılar Derneği mi, Galatasaray Lisesi Mezunları Derneği midir? Haberlerde ikiside kullanılıyor.Resmi adı Galatasaraylılar Derneği olmasına rağmen neden Galatasaray Lisesi Mezunları  şeklinde kullanılıyor.

    2. Galatasaraylılık ne demektir. Gatasaray da oturmak mı, Galatasaray futbol takımı tutmak mı yoksa lisesinden mezun olmak mı? 

    3. "Cimbom" ne demektir.

    4. Candan Erçetin'in anlayışında Hakan Şükür bir "Galatasaray'lı" mı dır?

    5. Anıtkabir defterine “Her ahval ve şerait içinde vazifemizin bilincinde olarak bize çizdiğin laik ve çağdaş yoldan asla ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır” diyen Candan Erçetin yukarıda belirttiğim konularla ilgili Devrim Kanunlarını ve Atatürk'ün Kastamonu'da yaptığı konuşmayı bilmekte midir?

     

     

    Atatürk; Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, büyük insan;

    Ruhun Şad olsun.

     

     









     

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/12/2007 - Forumlar ve alışamadıklarım.
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    Forumlar ve alışamadıklarım.


    Geçenlerde e-posta kutuma nebuforum.net adresinden bir mail geldi . (Daha önceden bir konuyu öğrenebilmek adına gaf ve gaflet ile hasbelkader üye olmuşum.)
    E-posta başlığı aynen şöyle:
    'Şok!!! Rapidshare Sınırsız Download (Beklemeden) Resimli Anlatım!!!'
    İlgimi çeken bir konu olduğu için meraklandım.
    Açtım.
    Bir progaram tanıtımı:gböremez" cinsinden en kıl olduğum forum GAYiclerinden. (ben üyeyim ya , rahatlıkla görüyorum konu ve bağlantıları:-) )
    Altında onlarca yorum.
    Teşekkür edenleri mi ararsınız?
    Bu program bişeye yaramıyor diyenleri  mi?

    Daha önceden bildiğim en FAKE (aldatmaca) programı sunan kendine "Forum Polisi" ünvanı! verilmiş (K.maraşlı ve de Beşiktaşlıymış:-))  bir DENYO olumsuz yorumlara siz bu işi bilmiyorsunuz cinsinden cevaplar vererek bu işte uzman olduğunu anlatıyor kendince.
    DAYANAMADIM.

    Bu seviyesizliğe inip  bir cevap vereyim dedim . ve Şöyle yazdım.

    "NEDEN?

    Böyle gerizekalı bir iş neden yapıyorsun.
    Neden insaların kafasını karıştıryorsun.

    Bu program sadece FAKE - ALDATMA  programı

    İndirdiği dosya sadece ve SADECE
    talep edilen rapid dosyasının ilk görülen HTML talep sayfasının istenilen dosya boyutunda katlanmış hali

    Bu nedemek diyen arkadaşlar :
    basit bir dosya indirin 1 Mb civarında
    indirdiğiniz dosya deneme.rar olsun
    deneme.*rar *uzantısını *HTML* yada *HTM* diye değiştirin ve bu asil proğramın indirdiği dosyayı bi açın

    evet sadece bir html sayfası

    yani bozuk indirdiği bişey yok .
    Çünkü bir şey indirmiyor . Sadece Kandırıyor.

     

     

    bu işe tek yara program
    http://alturkkaan.******.com/4135279/
    bi okuyun.

    niye sansürlerler bilmiyorum ama B l o g c u  olacak

    Mail adresime böyle salak bişeyin reklamı geldiği için cevaplıyorum."


    arka-daş söyle cevap verdi:

    *Demek BAN istiyorsun gerizekalı Seni............Geliyor ban yakala....Terbiyesiz...*

    BAN-"Yasaklama"

    Ben böyle bir şey talep etmemiştim ama bu gerizekalı(ca) forumca BAN(yasaklanmak) hoşuma da gitmedi değil hani:-)

    sonra gene DAYANAMADIM.
    Bu arkadaşa ve forum yöneticilerine bir e-posta yazdım . Yasaklandım ya, yorum yazamıyorum ya,
    Aklıma da bu arada ibrikçibaşının hikayesi geliyor .
    neyse o hikayeyi sonra anlatalım ,

    epostam şöyleydi.

    @KARTAL46

    ZEKASINDA  kimin sorun olduğunu anlayacak kadar zeki misin KARTAL46, orasını bilemiyorum . POST unu düzeltecek kadar bile işe yarar bir adam değilmişsin onu anladım.

    ve insanlar hala o fake programı download edip medet umuyorlar.

    Notumu tekrar yazıyorum
    anlamadın isen anlayan birine okut.

    @NEBU FORUM Yönetimi
    Kimlerden ve nasıl insanlardan oluşursunuz bilmem mümkün değil ancak kendisine "forum polisi" ünvanını verdiğiniz arkadaş gibi iseniz vay bu forumun haline .

    Aklın selim olması umudu ile;

    Böyle bir hayat tarzında, mutluluklar.

     

     

    Bu posta üzerine mi bilemem o konuyu silmişler sanırım. Çok da önemli değil hani.

     

    İŞTE BÖYLE;

     

    Sonuçlar :

    1: Altı üstü basit bir mesajın içeriğini görmek için (belki de BOKTAN bişey) üye olunması gereken şeyin adı FORUM olmamalı olsa olsa Klüp olmalı.
    2: Kendine böyle sanal mevkiler verilmiş şahsiyet(siz)lere denk gelirseniz aklınıza hemen

    İbrikçi başı burhan hikayesi gelsin

    Hikâye ünlüdür. Adamın biri emekli olmuş. Ona buna emir verme olanağını yitirmiş.
    Ne karşısında saygıyla ayakta duranlar, ne bir yere girerken saygıyla ayağa kalkanlar...
    Kimsenin artık iplediği yokmuş emekliyi. Adam bu ilgisizlik karşısında bunalmaya başlamış.
    O tarihte Yenicami helaları önünde ihtiyacı olanlara parayla su satan ibrikçiler varmış. Bizim emekli de orada
    kendine bir yer bulup, ibrikçiliğe başlamış. Ancak ayrı ayrı renklere boyamış her ibriği; örneğin birini sarıya,
    ötekini maviye, üçüncüsünü kırmızıya...
    Sıkışanlar hızlıca önüne gelip ibriklerden birine uzandılar mı, oturduğu yerden:
    - Bırak onu sarıyı al, dermiş...
    Sarıyı alan olursa:
    - Bırak onu, maviyi al...
    Böylece emir verme özlemini rahatlatırmış.

    Eski İstanbullular bu hikâyeden kinaye, ona buna gereksiz yere kumanda etmeye kalkanlara:
    - İbrikçi başılık ediyor kerata, derlerdi.
      
    3: Bilinçsiz YALAKALIK lar mıdır? içeriğinde hiçbir şey olmayan konulara defaatle teşekkür etmek.(Etmemek lazım :-) )
    4: Emeğe saygı GAYic'i . Zaten çalmışsın. Hırsızın emeğine mi saygı duyacağım. PEH.
    5: REP GAY'ici: Reputation (ad, şöhret, ün, itibar, Şeref) kelimesinin kısaltması insan bu değerler için dilenir mi ya! N'olur bir +rep verin bu değerlerim eksik de :-)

    Sanal Dünyada sanal ŞEREF, hepsi sizin olsun, AlTurkKaan helâlinden hepinize +10e10 rep veriyor. :-)

    İÇERİĞİNDE besleyici bir taraf olmayan " Üye olunmadan mesajları GÖREMEZsiniz" ibareli forumlara KIL olmamak mümkün mü?
    Bilemiyorum.

    Bildiğim şeyler; 
    -Paylaşma güdüsü.(Çaldığın(arakladığın daha kibar herhalde) şey de olsa:-) )
    -paylaşırken yapılan hatalar karşısında hatalı olanın hatasını anlaması

     

     

     

    Yaklaşık 2 dakika ayırıp bu yazımı okuduysanız, gerçekten teşekkür ederim. 

    Bir de yorum yaparsanız, oh ne alâ,

     

    Bütün mutluluklar sizinle olsun.

     

     

    AlTurkKaan


      
     

     

    Yorum ( 10 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/4/2007 - Katılmamak veya Red etmek
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    Katılmamak veya Red etmek


    Son günlerde toplum üzerine odaklaştırılan ve siyasi partileri de aktör durumuna düşüren Cumhurbaşkanlığı seçimi ne yaklaşım.


    Oylamaya Katılmamak:
    Sebebini biraz düşündüm. Katılmamak ya da  iştirak etmemek ne anlama geliyor diye.
    1. Verilmiş bir görevi yapmamak:
    Halkın kendilerine vermiş olduğu , meclis üyeliğinin gereklerini yerine getirmemek. Yani milletvekili sıfatı ile görevini yerine getirmemek. Eğer göreve iştirak etmemek, bir sonuç doğuracaksa bu sonucun sorumluluğu kimin olacaktır. Bu örnekte oturuma katılmayarak ne yapmak istenmektedir. Millete açıklanmalıdır. Burada oturumu geçersiz kılacağız açıklaması, hukuk fakültesi 1. sınıf öğrencilerini bile tatmin etmeyecektir. Şu tartışmayı yapan ve Türkiye'nin iktidarına soyunan kişilerin Anayasa'nın ilgili maddelerini tribüne oynayarak bir tuhaf algılamaları, içimi karartıyor. Eğer bu maddeler okunursa yasakoyucunun niyetinin , meclis içerisindeki en güçlü oluşuma Cumhurbaşkanını seçtirmek olduğunu kanun bilmeyen bir bile algılayacaktır . Neyse,

    2. Kendi parti mensuplarına güvenmemek.
    Oyalamanın gizli yapılacak olması insanın aklına böyle bir ihtimali getirmesi gerekir. Oturuma katılmayacak partilerin içerisinde kendi üyelerin ne  yönde oy kullanacağı yönünde bir endişenin olması beklenebilir. Birinci maddede belirtilen  durumu düşünen bir oluşum kendi kendine "bir taşla iki kuş vurduk"  diyebilir. Eğer Düşündükleri meydana gelirse kuşun biri bence kendileri olacaktır.

    3.  Seçimin anlamı ve meclisin oluşumu;
    Mevcut sisteme göre yapılan seçimlerde iki parti barajı aşarak mecliste gruplarını oluşturmuş ve iktidar ve muhalefet diye isimler almışlardır. Bir de bağımsızlar. Seçim isteyenlerin  (Ana muhalefet hariç) geçmişleri hatırlanırsa seçimden sonra ne tarafa meyledecekleri bilinememektedir. Zira hafızam beni yanıltmıyor ise; Barajı AP ve DYP vb. partiler geçememiştir. Hal böyle olunca  Seçim sandıklarında başarıyı yakalayamamış  truva atı niteliği ile meclise girmiş oluşumların seçim sonrası tekrar aynı akıbete uğraması halinde vatandaş olarak bu oluşumlardan ne beklenecektir.

    4. Parti içi demokrasisinin çökmesi.
    Oylamaya katılmama yönünde karar aldıklarını belirten parti başkanları; kendi mensuplarının oy kullanmasını engellemek sureti ile parti içi demokrasiyi nasıl algıladıklarını vatandaşlarına izah etmek durumunda değiller midir? Meclis içerisinde hür irade nasıl algılanmaktadır. Oylamaya katılmak isteyen bir milletvekiline bu partile nasıl bir tavır takınacaklardır. Bu durumu bilmenin hakkım olduğunu düşünüyorum .Bunca demkrasi savunucusu kitlenin bu durumu hiç aklına getirmemesi ben ce dikkate değerdir.

    5. Ayrıca bu tutum, Genel ve yerel seçimlerde katılmama oranı ne olursa seçimlerin geçersiz olabileceğini de izah etmelidirler.

     

    Sizce, bizi temsil ettiğini düşündüğümüz bir kitlenin ne yapmasını arzu edersiniz?

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/4/2007 - Moon Hoax
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    MOON HOAX


    Ay aldatmacası:


    Bu satırları Ömer Çelakıl adında soyadıyla münhasır şahsiyetin, "Kur'an- Kerim'in SIRLARI" adlı kitabını okumaya karar verdiğim  ve 11. sayfasında okumaktan vazgeçtiğimin ertesinde yazmaya karar verdim.

    Kitabın kapağı  

     

    Başlık ile kitabın ne alakası var demeyin. Aslında bence de yok.:-)

     

    Doğmatik bir kavram üzerinde, varolan bilgiler ışığında konulara matematiksel açıklama getirmeye çalışmış bir şahsiyet. Ömer ÇELAKIL

    Demeyin ki, kitabın 11. sayfasında bırakmışsın. Ne kadar önyargılısın.

    Daha 11 sayfa değil 11 satır okumadan bile bilinebilecek bir  Medya Maymunu(MM)"Media Monkey"

     

    Kitaptan başlayalım.

    Sayfa 10:

    "AY’A ÇIKIŞ TARİHİ

    Kur'an-ı Kerim'de yer alan "Kamer" suresinde Ay'a gidileceğine dair işaretler yer almaktadır. Nitekim "Kamer" kelimesinin Türk­çe'deki karşılığı da "Ay"dır.

    Surede "Ay" kelimesi birinci ayette yer alıyor:

    "Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı" (Kamer suresi, 1)

    İşte bu ayetten, Kur'an-ı Kerim'in sonuna kadar tam 1389 ayet vardır.

    Hicri takvimde 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına denk gelmektedir ki, bu da Ay'a çıkış tarihidir.

    Kısacası Ay (Kamer) suresi, insanlık tarihinin en önemli gelişme­lerinden birisi olan bu olayı önceden haber vermektedir.

    Bununla birlikte yukarıdaki ayette kullanılan "Şakka (yarıldı)" kelimesi aynı zamanda "toprağın yarılması, kazılması..." anlamların­da da kullanılmaktadır. Benzer şekilde Ay'a giden Apollo 11 uzay aracı da Ay toprağından birçok parça alarak Dünya'ya dönmüştür. Bu açıdan da ayrı bir paralellik bulunuyor."

    11 sayfada kullanılan resim:

     

    Birden

    Emrehan Halıcı 'yı hatırladım.

    Bilim ve Teknik Dergisinin son sayfalarında matematik ve mantık bulmacaları yazan bu kişiyi.

    Aynı gibiydi.

    İkisi de sayılardan sayı buluyordu.

    İyi de ne anlamı vardı bunların. bazen çarpıyor , bazen de bölüyoruz.

    Sayıların bir anlamı var da takip edilcek işlem sırasının bir anlamı yok mu?

    o halde ne kuralı, ne anlamı

    Olsa olsa GAYic olur bu muhabbet.

     

    Hadi bilim ve teknik dergisindekini anlıyoruz. Çocuklara matematik dersini sevdirmeye yönelik

    Sana ne oluyor, ÇELAKIL

    Sen neyi sevdirmeye çalışıyorsun.

    Matematiği mi, doğmatik din Kavramını mı, Geleceğe yönelik merak olgusunu tatmini mi, falcılığı mı?

     

    Doğmatik ne demek , bildiğim kadarı ile 

    "asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. " http://tr.wikipedia.org/wiki/Dogmatizm

    türkçesi

    Kardeşim böyle kabul edeceksin,

     yorum yapmayacaksın,

     herhangi bir bilimsel veriye dayandırmaya çalışmacaksın. 

    kısaca "i ş i n e  g e l i y o r s a"

     

    İnançları bilimsel verilere dayandırmayacaksın..

    Ben sana aşığım çünkü uzun boylusun , sarışınsın, dudakların da çok güzel...(zenginsin de:-)

    bunun adı aşk değil...

     

    Neyse senin aşkın sana , biz konumuza dönelim.

     

    Ay üzerinde yürüyen astronot resmine hiç dikkatli baktınız mı?

    Şimdi sayfayı yukarı doğru kaydırıp bir daha bakın.

     

    Astronotun arkasında fonu oluşturan gökyüzünde (aslında gök) hiç yıldız yok.

    Film burdan itibaren kopuyor.

    Bu ve buna benzeyen ay yüzeyinde çekildiği NASA'ca tüm dünyaya duyurulan onlarca  fotograf üzerinde tartışmalar olan bu konuyu dine dayandırmak ne kadar doğrudur.

     

    İngilizcede Moon Hoax diyorlar.

    Ay Aldatmacası.

    Biz Ay'a gitmedik diyorlar

    Kitap yazıyorlar

    Bloglar ve yüzlerce internet siteleri var

    Amerika da muazzam bir tartışma var

    Deliller sunuyorlar

    NASA bazılarına cevap veremiyor.

    Bazılarına komik cevaplar veriyor.

     

    Bizdeki ÇEL(imsiz)AKIL  tutuyor kitabın ilk konusunu bu konuya ayırıyor.

    Komedyenlerin dediği gibi bu ülkede malzeme bol. İlave bir çaba harcamıyoruz .Sadece etrafımıza bakıyor , yazıyor ve oynuyoruz.

     

    Yıl 1969

    Bilgisayarlar hâla oda büyüklüğünde , malzeme bilgisi ve teknolojisi bu kadar gelişmemiş.

    İnsanoğlu Ay'a gidiyor, sorunsuz dönüyor ve BİR DAHA AYNISINI YAPAMIYOR.

    Bilgisayarlar avuç büyüklüğüne inmiş, malzeme ve teknoloji bu kadar gelişmiş iken.

    insanoğlunu zekası o tarihten(1969) sonra geriye gitmiş gibi.  Mazallah. Keşke gitmeseydik.

    Kırılamaz atletizm rekoru gibi.

     

    Delilleri inceleyi sizlere bırakıyorum.

    isterseniz bu sayfaları burada yazalım ama inanın yüzlerce.

    Sadece bir kitaptan sözedeyim.

    BAD ASTRONOMY

    Bad Astronomy: Misconceptions and Misuses Revealed, from Astrology to the Moon Landing "Hoax"

    yazarı :Philip C. Plait

     

    İsteyenlere bunu ekitap olarak gönderebilirim.

     

    "Mühendis olan arkadaşlara;Apollo nun aya inerken ve kalkarken oluşturacağı kraterin ne kadar büyük olacağını tahmin etmeleri dileğiyle.:-)"

     

    NOT: Uzaydan dünyadaki arabanın plakasını okuduğunu söyleyen Amerika

    Acaba neden , ay daki ayak izini teleskoplarla insanlara göstermiyor(bir de bayrak). Bir bakması 1 dolar olsa Amerikan ekonomisi düzelir.

     

    :-)

    If the sun is the only source of light on the moon, why do lots of the photos, like this one, show shadows at different angles and lengths?    Doesn't this show the use of spot lights?

    Eğer Ayın yüzeyi sadece güneş ile aydınlatılıyorsa bu ve bunun gibi fotolarda neden gölgelerin boyları ve açıları farklı , bu bize spot ışığının kullanıldığını göstermez mi?

     

    matematikçiler işbaşına

    Ay ile dünya arasındaki mesafe 384,400 km

    Işık saniyede 300.000 km yol alıyor. Yani

    telsiz konuşmaları ay yüzeyine 1 s sonra gidiyor

    1 s de de  geri geliyor toplam 2 saniye. sizin konuşmanız ile cevap başlangıcı arası 2 saniye farklı olması lazım

    Fakat NASAnın verdiği konuşmalarda soru ve cevap peş-peşe, bu neiş?

    (Burası komik) 

    NASAnın cevabı:

    Konuşmalar çok uzun oluyordu. kısaltmak için araları kestik( 2 saniyeleri kastediyor, Peki bunu neden başta söylemedin de sonradan iddialar üzerine söyledin)    

     

    Böyle ve yüzlerce soru,

     

    Kraldan çok kralcı,

    ÇEL(imsiz)AKIL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/4/2007 - Sorunlar ve Çözümleri
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    Sorunlar ve Çözümleri


    Muhabbetin Türkçesi ;



    Sorun çözümü zeki insanların işi olabilir. Ama hayatta sorunlar hep zeki insanların başına musallat olmuyor ki.
    Bizler gibi sıradan insanların da başına sorunlar gelebilir.
    Gelmese bile sorunların içerisinde veya sorunlarla beraber yaşamaya mecbur bırakılabiliriz.

    Peki sorunları nasıl tespit edeceğiz.
    Ya da gerçekten ortada bir sorun var mıdır? Yoksa bizim paranoyamız mıdır?

    Sorunlara bir isim bulmaz isek sorunları çözemez miyiz?
    Sorunları sorun olarak kabul, sorunun çözümünde bize aşama katetmeyi sağlar mı?

    Peki sorunları hep bir isim altında toplamayı seven bir toplum olan bizleri durum, kavramları bilmeğe zorlamaz mı?

     

    Bu kadar soru insanı sıkar, gerer?

    Peki gerilmeyelim, sıkılmayalım.


    1. Bir sorun olunca sanal tehlike veya sanal olgularda sebebiyet arama sorunu.


    Trafik sorunu, Mali(iktisadi) sorun, İnternet sorunu( O da ne demeyin.Yeni buldum.

     

    http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2007/02/enflasyon_ve_trafikten_sonra_s.php)

    Bu da internet canavarı, tanıştırayım.

     

    Ya da şöyle yazalım.

    Trafik CANAVARI, Enflasyon CANAVARI, İnternet CANAVARI, (Siz bu canavarları artırabilirsiniz.Ama işinize yaramaz.)
    Sloganları bulalım.

    Trafik canavarı işbaşında. (klasik)
    Enflasyon canavarı doymuyor. (değişik)
    Enflasyon canavarı hortladı.( Biraz itici , ama canavara göre uygun-hortlamak)
    (siz de bulabilirsiniz)

    Bu canavarlar sanal mıdır? Bilemem. Bu canavara inanıp bana soru soran çocukları gördüm.Henry Potter da işin tuzu biberi.
    Olmayan birşeyi nasıl yokederiz.( Yok etmek pek hoş olmadı , olsun zaten yok ki)


    2. Sorunun çözümü için sorunu saptırma sorunu.

    Cumartesi yıkıldım. Sınavlara çalışırken, Aksaray yakınında olan o acı ve yıkıcı kaza haberini aldım. İnternete baktım. Gazetelere. Lanet (okumayı pek sevmem ama) olsun Adı büyük kendi küçük Gazetelere. Sadece ve sadece Miting. Peki niye varsınız. İnternet gazeteciliğiymiş. Peh.

    Konuyu dağıtmayalım, acımızı büyütmeyelim. Hepimiz duyduk üzüldük. Klasik haber sıralamasını itinayla izledik.

    1.                          Araç durumu( ya uygun değildir ya da aşırı yüklüdür.)

    2.                          Şoför durumu ( ya ehliyetten cezalıdır ya da Trafik canavarıdır)

    3.                          Yolculuğa katılamayan yahut da katılmayanların sevinçleri ve içlerine doğmuşluğu

    4.                          Hükümetin açıklamaları( bu konuda " DUBLE" yol - ÇİFT yol deyin yahu)

    5.                          O iç parçalayıcı cenaze törenleri

     

    Peki Sonuç ne olacak biliyor musunuz.?

    Kısa süreli , sıkı bir trafik denetimi

    Çocuğunu gezilere göndermeyen anne-babalar

    İç turizmden şikayetçi Kapadokya esnafı.

     

    Şunu kimse demeyecek; Bu işin tek çözümü “hızlandırılmamış tren” yahut da “normal tren” ve tabi ki sorun çözülmeyecek. Anneler- babalar üzülmeye devam edecek. Bu arada Cumhuriyet kurtulacak. Bu kafalarla mı? Peh  

     


    3. Sorunu çözelim derken "nasıl uzaklaşalım" sorunu
     
     Aslında yukarıdaki sorun çözümü tekniğinin devamı sayılır. Danıştaya saldırıyı hatırlayınız. Klasik haber sıralamasını oluşturunuz.( bunu size bıraktım. Zaten hemem hemen aynı)

     

    Sonuç . S I F I R

    Daha öncede yazmıştım.

    Buradaki mesele , saldırı silahının Glock marka silah olması. Başka bir sorun da yok.

    Kimse demedi. Bu adam avukat olduğu için mi silahı alınmamış. Olur mu ya öyle. Peki, o halde kapıda niye güvenlik görevlileri var. Açlıktan kırılan bu ülkeye kullanılmayacağı, ya da sonucuna uyulmayacağı bilinerek neden metal dedektörleri alınır. (NOT: Askerlik yaparken ki tespitim. Birlikte görev yapmayan komutanların silahları birlik girişinde muhafaza altına alınırdı. Derler ya ; askerlik te mantık yoktur. Hakikaten yok. Ne diye alırsın komutanın silahını girişte,

    Adam koskoca komutan olmuş girip içerideki insanlara mı zarar verecek 

    Bu sorun çözümü tekniğinde bazı meslek üyelerine “suç içleme özgürlüğü” tanınmış olması eşitlik ilkesine sığar mı? Diğer insanların (bakkal,kasap, terzi , ) suç işleme özgürlüğünü yahut da “bilgi alma” özgürlüğünü neden kısıtlıyorsunuz ki? Onlarda Danıştaya silahlarıyla girsin. Belki silahları ile ilgili birşey danışacaklar bilgi alacaklar. Ön yargılı olmayın, lütfen. Avukatlar Danışıyor, Onlar neden danışmasın?

     


    4. Türkçe Sorunu

    En büyük sorun bu mu acaba?

    “Konuşuyoruz, ama ne’ce konuşuyoruz?”  

     Birbirini anlamayan insanlar “birlikte” nasıl sorun çözebilir. Bu sorun çözümü ancak hayvani fizyolojik ihtiyaçların giderilmesi şeklinde olabilir ki, konumuz değil. Yukarıda da yazdım . “DUBLE” Başbakan Yardımcısı ve de Başbakan bu kelimeler ile konuşmaya devam ederlerse karşısındakiler sadece “Bakan a bakan” olurlar. “Başbakan” onlar değil karşısındakiler olur.

    Doktorlar yaparlar ya, Anlaşılmaz reçete ve söylemler. Bu milletin insanları O doktoru 7 sene doktorun yazdıklarını anlayıp raftan indirecek insanları (Eczacıları) 4 sene okutuyor. O ne biçim bir yazı ki 4 sene eğitimi alınıyor. Hepsinin birer Kriminal uzmanı olası. Yahut bu millet gerçekten gerizekalı . Ya, bir yazıyı okuyup ilacı  raftan almak için 4(dört) sene okunur mu?  Hem de Üniversite bazında. Üniversite dedim de aklıma geldi. Oktay Sinanoğlu’nun Üniversite kelimesini “EvrenKent” diye Türkçeleştirmesi aklıma geldi.

    Univercity – Universal-City Yani Evren kenti . Ne demek bu? Kuralları Tüm evrende (dikkat ediniz , Tüm dünya değil) aynı olan kent demek. Böyle bir kentin ülkelere göre sorunu farklı olabilir mi? Olursa O okula Üniversite denebilir mi? Bir üniversitede başörtüsü sorun iken yine aynı ülkenin bir üniversitesinde sorun değilse bunlar nedir. Olsa olsa yüksek okul olur. Bana göre de öyle zaten

    (Yüksek okulların da farklı uygulama yapabilmesi için bir şart daha olmalı Eyalet, yani kanunları farklı yerleşim yerleri).  

     

    Buradan çıkan sonuç .Anlaşılmaz kelimeler kullanan kişiler daha bilimsel konuşuyor olabilir. Daha bilimsel konuşmalar yaptığı düşünülen kişiler sınav kapılarında yüzbinlerin bekledikleri ad olarak Üniversite içerik olarak yüksek lisede öğretici rolü ile karşımıza çıkıyor olabilir. Ve Hatta O insanlar tam bir GAYic muhabbetçisi olabilir

     


    5.  Bilimsel GAYic muhabbeti sorunu


    Psikolojik Out

    Küresel ısınma In (Yeni geyiğimiz)

     

    ( Dün çok güldüm.) Bana ne! diyenlerin  okumasına gerek yok.

    Yer: Evim.

    Konu: Vatan gazetesi, “Haftalık” eki

    Haber: (4 tam sayfa)

     

    Nereye gitti bu arılar!

    Deli dana, şarbon ve kuş gribinden sonra arılar da esrarengiz bir hastalığın kurbanı mı? Amerika'da başlayan, ardından tüm Avrupa'da görülen toplu arı ölümleri Türkiye'ye de sıçradı. Peki gerçekte ne oluyor? Yerli ve yabancı uzmanlar kayıp arıların izini HAFTALIK için sürdü...

    ( 1-Birinci cümleyi anlayan varsa açıklasın 2-Arı toplu ölümlerinden bahseden bir gazeteci arılar nereye gitti derse birileri ona arı cennetine diyebilir mi? 3- Ölen arılara kayıp mı diyoruz --- daha başlıktan koptuk ya!)

    Gülme sebebim.: Doktorlar işin içerisinden çıkamayınca ve gerekli araştırmayı yapmayınca “ senin sorunun fizyolojik değil – psikolojik” dedikleri ve sorun savuşturdukları gibi.

    Soruyorum size Arıların yok olması hakkında(ben buna da inanmıyorum laf aramızda) bizim Akademisyenlerimiz ne demiştir.?

     

    Prof. Dr, Levent Aydın (Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi)

     “Anların metabolizmaları bozuldu"

    Arı ölümleri önce Amerika'da baş gös­terdi ve tüm Avrupa ve Türkiye'ye de yayıldı. Türkiye'deki vakaların örnekle­rini bakteri ve parazit enfeksiyonları açısından inceledik, bu kadar hızlı ölü­me yol açabilecek bulguya ulaşama­dık. Ben bunu tamamen küresel ısın­maya bağlıyorum. Yeterli kış yaşanmadığından arılar kışlayamadı, kraliçe arı hiç uyumadan yumurtlamaya devam etti. Bu yüzden arıların metabolizmala­rı bozuldu. Bu olayın dünyanın her bölgesinde eşzamanlı görülmesi de do­ğanın küresel ısınma, genetik bitkiler, çevre kirliliğine bir tepkisidir. Ama bü­tün ölümler bu nedene bağlanmamalı.

    (Tercümesi)

    Röntgenini çektik ( Röntgeni çeken elektrikçi Ali usta da olabilir)

    Röntgenlerinde bir şey bulamadık.

    Ben bunu tamamen psikolojik nedenlere (küresel ısın­maya) bağlıyorum.

    Vücudunun heryeri ağrıyor olabilir. Bütün bu ağrılar psikolojik nedene bağlanmamalı.

    (Ben bir şey anlamadım)

     

    Prof. Dr. Kadriye Sorkun (H.Ü. Arı ve Arı Ürünleri Arastırma ve Uygulama Müdürü)

     

    "Bu yıl an ölümleri her yılkinden fazla”

    Amerika'da ve Avrupa'da da böyle ölümler var. Türkiye'de de küresel ısınma hem arıları hem de ayıları çok olumsuz etkiledi, Bu yıl arı ölümleri her zamankin­den fazla. Bunu herkes kendine göre yorumluyor. Ama bu dünyanın sonu değil, baharda yağışlar iyi olursa herşey normale dönebilir. Einstein arılar ile ilgili  söylediklerini felsefi anlamda söylemiştir bence. Arılar tüm canlılar için önemli olan bitkisel üretimde çok etkili.

     

    (Tercümesi)

    Evet bazılarının kolları ağrıyor. Psikolojik sebepler vücudumuzda hem kafatasını hem de kolumuzu olumsuz etkiledi. Bu yıl ağrılar oldukça fazla. Bu ağrıları herkes kendine göre yorumluyor.  Ama bu dünyanın sonu değil, Akşam hava kararırsa ve sen yatağa yatarsan her şey normale dönebilir.   Einstein ağrılar ile ilgili  söylediklerini felsefi anlamda söylemiştir bence. (Son cümleyi konuyl tam ters olduğu için çözümleyemedim , özür)

     

    Bir de yabancılardan dinleyelim.


     

    Walter Haefeker (Almanya Arıcılar Birliği Yetkilisi)

    Eskiden sürekli olarak tarım za­rarlıları yüzünden verim alınama­yan mısırlar, daha sonraları ge­netik olarak zenginleştirdi. Yeni nesil mısırlarda toksik bir madde olduğu  biliniyordu, fakat arılar üzerinde olumsuz bir etkisi yoktu. Bence laboratuar ortamında ye­tiştirilen arılar bakterilere karşı sa­vunmasız kaldı ve bu genetik mı­sır polenlerinden artık etkileniyor­lar.

     

     

    Kana Cox-Foster Penn State  Üniversitesi Böcekbilimi Profesörü)

     Şu an en yüksek dereceli alarm pozisyonundayız. Herşeyden ilginç olanı arıların ölülerinin hiçbir yerde bulunamamış olma­sı. Neyseki kovana dönen bazı hastalıklı arılara rastladık. Neredeyse hepsinde 4-5 ayrı hastalık mikrobu vardı ve bağışıklık sistemlerinin tamamı çökmüştü. Mikroplar, arıların tahmin edildiği gibi aşırı soğuk yüzünden öldükle­ri sonucunu çürütüyor. Arıların zehirli mantarlar yüzünden ölebileceğinden şüpheleniyoruz.

     


    Muasır medeniyetler seviyesi: O ne ki?

     

    Not:

    Muasır (mayasır değil) :Aynı çağda yaşayan, içinde bulunulan çağın anlayışına, koşullarına uygun olan


     

    Aklınız ve  mutluluklar  sizinle olsun. Bunun için birşeyler yapmanız gerekiyorsa beynininizi besleyin. Yani Düşünün.

     

     

     

        



     

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/4/2007 - Semboller
  • Kategori: Bu benim Fikrim

    Semboller


    Aşağıdaki inka müziklerini bu sayfaya ilave edince aklıma biraz sembollerden bahsetmek geldi.

    Semboller günlük haytımızda pek önemsiz , bazen de gereğinden fazla önemli olabilir.

    Bu ne demek demeyin. Sembollerden bayraklar , kolyeler,flamalar , sancaklar ve daha neler neler...

    Bir amlamları vardır herhalde .

     

    Piramit:


    Tabanı kare yukarı doğru tek nokta olan 3 boyutlu bir sembol. İnka albümlerinde olduğu gibi,

    Aslında heryerde var, Amerikan dolarında , Mısır'da Çin'de Bolivya'da  vb. hemen hemen her yerde. Bu anıtlar o bölgede yaşayan insanların en görkemli zamanlarında yapılmıştır.

    Aslında 4 üçgenin birleşmesinden meydana gelir.üçgenler yukarıda birleşir.

    Yukarı daralan üçgenin anlamı: İnsan oğlu ilkel yaratılmıştır. (taban) zaman içerisinde giderek aklını kullanmak sureti ile güçlenmiş ve Tanrısallığa doğru yükselmiştir.(Yani Titanlaşmıştır.) En Uç nokta Tanrıdır. 

    Aşağı daralan üçgenin anlamı: Tanrının gücünden ve aklından insanoğluna bir kısmını vermesidir. Bu herkese eşit oranda olmaz.  Kısaca İnsana Tanrı gücü verilmesidir. "Hakim Yakası" ndaki ters üçgeni hatırlayın. (Hakimler Tanrının gücünü kullanmaktadır. Yani bir insanın yaşamına son verilmesine karar verebilmektedirler. Aslında İslamiyette bir söz vardır.Allah'ın verdiği canı Allah alır.) 

     

    Neyse konuyu dağıtmayalım.

    Peki Piramitin tabanındaki Dörtgen yani karenin bir anlamı yok mu?

    Elbette var.

    Hava, su , toprak ve Ateş.. Yani 4 element (G.O.R.A. Filmi Kapanış sahnesi :-) )

    Bizi meydana getiren 4 elementin zamanla Tanrısallaşması...

    Istavroz çıkartmak konusunu da bir düşünün.

    Neyse,

    Size birkaç resim.

    Bu arada unutuyordum .

    Charles Darwin 12 Şubat 1809 / 19 Nisan 1882

     

    Bu zat-ı muhterem

    Aslında maymun insan falan , bunlarla uğraşmamış , uğraştı ise bile insanları ilgilendirmemiştir.

    İnsanları(19. yüzyıl Aristokratlarını) ilgilendiren kısmı -  Türlerin çatışmasıdır.Çatışma olmadan yükselme olmaz. Yani Savaş olmadan Tanrısallaşamayız. Yani I. Dünya savaşı . 1911 model TİTANic ' hatırlayın. Titan'lara ait olan demek. Titanlar...Titanic in ismi tesadüf değildir . Tanrısallaşmış insanoğlu yani Titanlar Darwinizm düşüncesi ile diğer geri kalmış ırklar ile çatışma içerisine girmesi gerekiyordu. Yani Büyük bir Dünya Savaşı.Güçlü olan kazansın. İnsan ırkı yücelsin.

     

    Peki ya Eyfel kulesi : yapım yılı 1887 - 1889

     

    Aslında bir pramit.  Darwinin yaşam tarihine ve I. Dünya savaşı tarihine ne kadar yakın değil mi?

     

    Sonuçta Şöyle bir yorum yaparsak yanlış olmaz.

    Mısırda ve diğer yüzlerce yerde olan piramitlerin sırrı.

    Orada(Piramitleri yapan) yaşayan halkın(ırkın) üstün bir teknolojiye kavuşmuş olması ve kendilerini bir nebze Tanrı gibi görmüş olmalarıdır.

    (Bu resimde Amerikan 1doları üzerinde bulunan piramit sembolü)(Piramit Üzerindeki göz(Tanrı-Tanrıinsandır)Herşeyi görür. (BigBrother)   -- Böyle bir yarışma vardı(Bizdeki versiyonu -Biri bizi Gözetliyor )

      

    Ya Bizim Ankara'dakine ne demeli(Türk gibi başlayıp ...İngiliz gibi bitirmek...demek bu olsa gerek, ingiliz'i bulamamış olsak gerek yarım bırakmışız. Mimar ne anlatmak istemiş acaba

     

    Peki

     

    Biraz değişik şeylerden bahsedelim.

     

     

    Swastika


    İyi Şans


    Falun amblemi Falun Dafa'nın sembolüdür. Ortasındaki "wan" olarak bilinen ( ) şekil, binlerce yıldan beri pek çok kültürde kısmet, iyi şans ve bolluk sembolü olarak kullanılmaktadır.

    Falun Amblemi, Bay Li Hongzhi'nin Zhuan Falun kitabında şöyle tanımlanmaktadır:

    "Yasa Çemberi Buda Okulunu, Yin-Yang Tao Okulunu, Falun bütünüyle on-yönlü dünyayı yansıtır."

    "Falun amblemi evrenin minyatürüdür, diğer boyutlarda kendi var oluş formuna ve evrim sürecine sahiptir. Bu yüzden onun bir dünya olduğunu söylemekteyim".


    Wan (Swastika) Sembolü ile ilgili Tarihsel Bazı Notlar


    İngilizce ve Almanca Swastika sözcüğü, Sanskritçe: "şanslı" anlamındaki Svastikah sözcüğünden gelmektedir. Sözcüğün ilk parçası olan SVASTI-, iki parça olarak incelenirse: SU- (iyi; şanslı), ASTI- ise "olmak" anlamına gelen ASTIKAH'dan gelir. Sözcük Hindistan'da "uğurlu" anlamına gelmekte ve uğurlu şeylerin birleşimini ifade etmektedir. Hindistan da, Swastika'lar hem saat yönünde hem de saat yönünün tersine farklı anlamlarda kullanıldı.


    Swastika, muhtemelen birçok insan toplumunda sıradan bir simge olarak kullanıldı. Bilinen en eski Swastika tasvirleri paleolitik döneme ait bir mağarada bulunmaktadır ve en az 10,000 yıl öncesine aittir. 2000 yıl önce Hindistan'dan Çin'e gelen Budizm ile birlikte Çinliler bu uğur getirdiğine inanılan Swastika'yı da ödünç aldılar. Çin'de, Swastika Çince "Wan" (Mandarin) karakteri ile okunmaktadır. Aynı zamanda "on bin; büyük sayı; bütün" gibi başka Çince karakterler ile de telaffuz edilmektedir.

    Swastika sembolü binlerce yıldır gezegenimizdeki tüm insan toplulukları arasında kullanıldı. Alman kabileleri "Thor'un Haçı" olarak bilinmelerine rağmen, Nazilerin bu ismi kullanmamaları ilginçtir. Bunun yerine Alman tarihine uygun olmayan Hindistan'dan çaldıkları "Swastika" terimini kullanmayı tercih ettiler. "Thor'un Haçı" sembolü Hitlerden çok uzun zaman önce İngiltere'de İskandinav göçmenlerinin olduğu Lincolnshire ve Yorkshire'a getirildi. Hatta daha ilginci, bu işaret Filistin'deki 2000 yıl öncesine ait Yahudi tapınaklarında da bulunmaktadır, öyleyse Hitler (dikkatsizce?) Hindistan'a ve aynı zamanda Yahudilere ait bir sembolü çalmıştır.

    Amerikalılar da, Kuzey Yerli Halk, Merkez ve Güney Amerika olmak üzere Swastika'yı kullandılar. Joe Hofler'ın tavsiye ettiği Çin'deki Xinjiang Urumji müzesinden Dr. Kumbari'nin, Rusya bozkırlarındaki Kurgan mezarlarında ve Xinjiang'daki Indo-Aryan mezarlarında yaptığı kazılar, Almanların İnto-Aryans kolunun yaklaşık M.Ö.2000'de Avrupa'ya yolculuk yaptığını ve dinsel sanatlarına ait olan Swastika sembolünü (güneş diski) de beraberlerinde getirdiklerini göstermektedir.

     

     

    Alıntı:http://tr.clearharmony.net/articles/200606/31.html


    Resim kaynak:http://www.thefirstpost.co.uk/index.php?menuID=2&subID=299

     

    Bu da ne!!!! Yanlış mı görüyorum?


    HAYIR.


    1920 lerde Coca Cola nın Hong Kong Promosyonu..

     

    Aslında yanlış birşey yok. Uzak Doğu - aslında çok eskilerde bir çok toplum tarafından İYİ ŞANS anlamında kullanılmış bir sembolü uzakdoğululara birer amblem ya da promosyon olarak vermenin neresi kötü. Bence de kötü değil. 

    Japonyadan bir kaç resim

     

     

    Bu resimde Nepal den

     

     

    Swastika:
    Budist ve Hinduların barış anlamında kullandığı dinsel sembolleri Swastika, büyük bir tezat oluştursa da Hitler’e de ilham (!) vermiş...

     

     

    Biraz abarttık herhalde.

    Bunlara benim veya sizin inanmanız o kadar önemli değil . İnananların ne kadar güçlü olduğu önemli.

    İSTER İNAN İSTER İNANMA!!!!

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    All Passwords/Şifreler:AlTurkKaan

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • E.YÜKSEL ÜSTÜNER
  • ihya
  • thelosthighway
  • gundusleri
  • dilsizmutercim
  • gezitr
  • 1001kopru

    Mesaj Panosu

    Tavsiye Ettiklerim/Recommended

    http://native-american-style.blogspot.com/

    http://siralek-musica.blogspot.com/

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Önceki Sayfa/Previous Page |

    Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Önceki Sayfa/Previous Page | / Next Page