Sorunlar ve Çözümleri
Muhabbetin Türkçesi ;
Sorun çözümü zeki insanların işi olabilir. Ama hayatta sorunlar hep zeki insanların başına musallat olmuyor ki. Bizler gibi sıradan insanların da başına sorunlar gelebilir. Gelmese bile sorunların içerisinde veya sorunlarla beraber yaşamaya mecbur bırakılabiliriz.
Peki sorunları nasıl tespit edeceğiz. Ya da gerçekten ortada bir sorun var mıdır? Yoksa bizim paranoyamız mıdır?
Sorunlara bir isim bulmaz isek sorunları çözemez miyiz? Sorunları sorun olarak kabul, sorunun çözümünde bize aşama katetmeyi sağlar mı?
Peki sorunları hep bir isim altında toplamayı seven bir toplum olan bizleri durum, kavramları bilmeğe zorlamaz mı?
Bu kadar soru insanı sıkar, gerer?
Peki gerilmeyelim, sıkılmayalım.
1. Bir sorun olunca sanal tehlike veya sanal olgularda sebebiyet arama sorunu.
Trafik sorunu, Mali(iktisadi) sorun, İnternet sorunu( O da ne demeyin.Yeni buldum.
http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2007/02/enflasyon_ve_trafikten_sonra_s.php)

Bu da internet canavarı, tanıştırayım.
Ya da şöyle yazalım.
Trafik CANAVARI, Enflasyon CANAVARI, İnternet CANAVARI, (Siz bu canavarları artırabilirsiniz.Ama işinize yaramaz.) Sloganları bulalım.
Trafik canavarı işbaşında. (klasik) Enflasyon canavarı doymuyor. (değişik) Enflasyon canavarı hortladı.( Biraz itici , ama canavara göre uygun-hortlamak) (siz de bulabilirsiniz)
Bu canavarlar sanal mıdır? Bilemem. Bu canavara inanıp bana soru soran çocukları gördüm.Henry Potter da işin tuzu biberi. Olmayan birşeyi nasıl yokederiz.( Yok etmek pek hoş olmadı , olsun zaten yok ki)
2. Sorunun çözümü için sorunu saptırma sorunu.
Cumartesi yıkıldım. Sınavlara çalışırken, Aksaray yakınında olan o acı ve yıkıcı kaza haberini aldım. İnternete baktım. Gazetelere. Lanet (okumayı pek sevmem ama) olsun Adı büyük kendi küçük Gazetelere. Sadece ve sadece Miting. Peki niye varsınız. İnternet gazeteciliğiymiş. Peh.
Konuyu dağıtmayalım, acımızı büyütmeyelim. Hepimiz duyduk üzüldük. Klasik haber sıralamasını itinayla izledik.
1. Araç durumu( ya uygun değildir ya da aşırı yüklüdür.)
2. Şoför durumu ( ya ehliyetten cezalıdır ya da Trafik canavarıdır)
3. Yolculuğa katılamayan yahut da katılmayanların sevinçleri ve içlerine doğmuşluğu
4. Hükümetin açıklamaları( bu konuda " DUBLE" yol - ÇİFT yol deyin yahu)
5. O iç parçalayıcı cenaze törenleri
Peki Sonuç ne olacak biliyor musunuz.?
Kısa süreli , sıkı bir trafik denetimi
Çocuğunu gezilere göndermeyen anne-babalar
İç turizmden şikayetçi Kapadokya esnafı.
Şunu kimse demeyecek; Bu işin tek çözümü “hızlandırılmamış tren” yahut da “normal tren” ve tabi ki sorun çözülmeyecek. Anneler- babalar üzülmeye devam edecek. Bu arada Cumhuriyet kurtulacak. Bu kafalarla mı? Peh
3. Sorunu çözelim derken "nasıl uzaklaşalım" sorunu
Aslında yukarıdaki sorun çözümü tekniğinin devamı sayılır. Danıştaya saldırıyı hatırlayınız. Klasik haber sıralamasını oluşturunuz.( bunu size bıraktım. Zaten hemem hemen aynı)
Sonuç . S I F I R
Daha öncede yazmıştım.
Buradaki mesele , saldırı silahının Glock marka silah olması. Başka bir sorun da yok.
Kimse demedi. Bu adam avukat olduğu için mi silahı alınmamış. Olur mu ya öyle. Peki, o halde kapıda niye güvenlik görevlileri var. Açlıktan kırılan bu ülkeye kullanılmayacağı, ya da sonucuna uyulmayacağı bilinerek neden metal dedektörleri alınır. (NOT: Askerlik yaparken ki tespitim. Birlikte görev yapmayan komutanların silahları birlik girişinde muhafaza altına alınırdı. Derler ya ; askerlik te mantık yoktur. Hakikaten yok. Ne diye alırsın komutanın silahını girişte,
Adam koskoca komutan olmuş girip içerideki insanlara mı zarar verecek
Bu sorun çözümü tekniğinde bazı meslek üyelerine “suç içleme özgürlüğü” tanınmış olması eşitlik ilkesine sığar mı? Diğer insanların (bakkal,kasap, terzi , ) suç işleme özgürlüğünü yahut da “bilgi alma” özgürlüğünü neden kısıtlıyorsunuz ki? Onlarda Danıştaya silahlarıyla girsin. Belki silahları ile ilgili birşey danışacaklar bilgi alacaklar. Ön yargılı olmayın, lütfen. Avukatlar Danışıyor, Onlar neden danışmasın?
4. Türkçe Sorunu
En büyük sorun bu mu acaba?
“Konuşuyoruz, ama ne’ce konuşuyoruz?”
Birbirini anlamayan insanlar “birlikte” nasıl sorun çözebilir. Bu sorun çözümü ancak hayvani fizyolojik ihtiyaçların giderilmesi şeklinde olabilir ki, konumuz değil. Yukarıda da yazdım . “DUBLE” Başbakan Yardımcısı ve de Başbakan bu kelimeler ile konuşmaya devam ederlerse karşısındakiler sadece “Bakan a bakan” olurlar. “Başbakan” onlar değil karşısındakiler olur.
Doktorlar yaparlar ya, Anlaşılmaz reçete ve söylemler. Bu milletin insanları O doktoru 7 sene doktorun yazdıklarını anlayıp raftan indirecek insanları (Eczacıları) 4 sene okutuyor. O ne biçim bir yazı ki 4 sene eğitimi alınıyor. Hepsinin birer Kriminal uzmanı olası. Yahut bu millet gerçekten gerizekalı . Ya, bir yazıyı okuyup ilacı raftan almak için 4(dört) sene okunur mu? Hem de Üniversite bazında. Üniversite dedim de aklıma geldi. Oktay Sinanoğlu’nun Üniversite kelimesini “EvrenKent” diye Türkçeleştirmesi aklıma geldi.
Univercity – Universal-City Yani Evren kenti . Ne demek bu? Kuralları Tüm evrende (dikkat ediniz , Tüm dünya değil) aynı olan kent demek. Böyle bir kentin ülkelere göre sorunu farklı olabilir mi? Olursa O okula Üniversite denebilir mi? Bir üniversitede başörtüsü sorun iken yine aynı ülkenin bir üniversitesinde sorun değilse bunlar nedir. Olsa olsa yüksek okul olur. Bana göre de öyle zaten
(Yüksek okulların da farklı uygulama yapabilmesi için bir şart daha olmalı Eyalet, yani kanunları farklı yerleşim yerleri).
Buradan çıkan sonuç .Anlaşılmaz kelimeler kullanan kişiler daha bilimsel konuşuyor olabilir. Daha bilimsel konuşmalar yaptığı düşünülen kişiler sınav kapılarında yüzbinlerin bekledikleri ad olarak Üniversite içerik olarak yüksek lisede öğretici rolü ile karşımıza çıkıyor olabilir. Ve Hatta O insanlar tam bir GAYic muhabbetçisi olabilir
5. Bilimsel GAYic muhabbeti sorunu
Psikolojik Out
Küresel ısınma In (Yeni geyiğimiz)
( Dün çok güldüm.) Bana ne! diyenlerin okumasına gerek yok.
Yer: Evim.
Konu: Vatan gazetesi, “Haftalık” eki
Haber: (4 tam sayfa)
Nereye gitti bu arılar!
Deli dana, şarbon ve kuş gribinden sonra arılar da esrarengiz bir hastalığın kurbanı mı? Amerika'da başlayan, ardından tüm Avrupa'da görülen toplu arı ölümleri Türkiye'ye de sıçradı. Peki gerçekte ne oluyor? Yerli ve yabancı uzmanlar kayıp arıların izini HAFTALIK için sürdü...
( 1-Birinci cümleyi anlayan varsa açıklasın 2-Arı toplu ölümlerinden bahseden bir gazeteci arılar nereye gitti derse birileri ona arı cennetine diyebilir mi? 3- Ölen arılara kayıp mı diyoruz --- daha başlıktan koptuk ya!)
Gülme sebebim.: Doktorlar işin içerisinden çıkamayınca ve gerekli araştırmayı yapmayınca “ senin sorunun fizyolojik değil – psikolojik” dedikleri ve sorun savuşturdukları gibi.
Soruyorum size Arıların yok olması hakkında(ben buna da inanmıyorum laf aramızda) bizim Akademisyenlerimiz ne demiştir.?
Prof. Dr, Levent Aydın (Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi)
“Anların metabolizmaları bozuldu"
Arı ölümleri önce Amerika'da baş gösterdi ve tüm Avrupa ve Türkiye'ye de yayıldı. Türkiye'deki vakaların örneklerini bakteri ve parazit enfeksiyonları açısından inceledik, bu kadar hızlı ölüme yol açabilecek bulguya ulaşamadık. Ben bunu tamamen küresel ısınmaya bağlıyorum. Yeterli kış yaşanmadığından arılar kışlayamadı, kraliçe arı hiç uyumadan yumurtlamaya devam etti. Bu yüzden arıların metabolizmaları bozuldu. Bu olayın dünyanın her bölgesinde eşzamanlı görülmesi de doğanın küresel ısınma, genetik bitkiler, çevre kirliliğine bir tepkisidir. Ama bütün ölümler bu nedene bağlanmamalı.
(Tercümesi)
Röntgenini çektik ( Röntgeni çeken elektrikçi Ali usta da olabilir)
Röntgenlerinde bir şey bulamadık.
Ben bunu tamamen psikolojik nedenlere (küresel ısınmaya) bağlıyorum.
Vücudunun heryeri ağrıyor olabilir. Bütün bu ağrılar psikolojik nedene bağlanmamalı.
(Ben bir şey anlamadım)
Prof. Dr. Kadriye Sorkun (H.Ü. Arı ve Arı Ürünleri Arastırma ve Uygulama Müdürü)
"Bu yıl an ölümleri her yılkinden fazla”
Amerika'da ve Avrupa'da da böyle ölümler var. Türkiye'de de küresel ısınma hem arıları hem de ayıları çok olumsuz etkiledi, Bu yıl arı ölümleri her zamankinden fazla. Bunu herkes kendine göre yorumluyor. Ama bu dünyanın sonu değil, baharda yağışlar iyi olursa herşey normale dönebilir. Einstein arılar ile ilgili söylediklerini felsefi anlamda söylemiştir bence. Arılar tüm canlılar için önemli olan bitkisel üretimde çok etkili.
(Tercümesi)
Evet bazılarının kolları ağrıyor. Psikolojik sebepler vücudumuzda hem kafatasını hem de kolumuzu olumsuz etkiledi. Bu yıl ağrılar oldukça fazla. Bu ağrıları herkes kendine göre yorumluyor. Ama bu dünyanın sonu değil, Akşam hava kararırsa ve sen yatağa yatarsan her şey normale dönebilir. Einstein ağrılar ile ilgili söylediklerini felsefi anlamda söylemiştir bence. (Son cümleyi konuyl tam ters olduğu için çözümleyemedim , özür)
Bir de yabancılardan dinleyelim.
Walter Haefeker (Almanya Arıcılar Birliği Yetkilisi)
Eskiden sürekli olarak tarım zararlıları yüzünden verim alınamayan mısırlar, daha sonraları genetik olarak zenginleştirdi. Yeni nesil mısırlarda toksik bir madde olduğu biliniyordu, fakat arılar üzerinde olumsuz bir etkisi yoktu. Bence laboratuar ortamında yetiştirilen arılar bakterilere karşı savunmasız kaldı ve bu genetik mısır polenlerinden artık etkileniyorlar.
Kana Cox-Foster Penn State Üniversitesi Böcekbilimi Profesörü)
Şu an en yüksek dereceli alarm pozisyonundayız. Herşeyden ilginç olanı arıların ölülerinin hiçbir yerde bulunamamış olması. Neyseki kovana dönen bazı hastalıklı arılara rastladık. Neredeyse hepsinde 4-5 ayrı hastalık mikrobu vardı ve bağışıklık sistemlerinin tamamı çökmüştü. Mikroplar, arıların tahmin edildiği gibi aşırı soğuk yüzünden öldükleri sonucunu çürütüyor. Arıların zehirli mantarlar yüzünden ölebileceğinden şüpheleniyoruz.
Muasır medeniyetler seviyesi: O ne ki?
Not:
Muasır (mayasır değil) :Aynı çağda yaşayan, içinde bulunulan çağın anlayışına, koşullarına uygun olan
Aklınız ve mutluluklar sizinle olsun. Bunun için birşeyler yapmanız gerekiyorsa beynininizi besleyin. Yani Düşünün.
|